Kayıtlar

Haziran, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Normal 2

Resim
      B ir şeyi var etmek onu ifade etmekle başlar. İfade etmenin ise birçok yolu vardır. Kimi zaman sözcükler, sesler, mimikler yapar bunu. Ama bazen bu, bu kadar basit değildir. Hatta ifadelerin ifade edilişlerinin bazen hiç karşılığı yoktur. Bir şeyi var etmek isterken hiç var olmamış gibi olurlar.    Kendi varlığımızı ifade ederken hangi yollara başvurduğumuz bir mesele iken, toplumda var olmak da başka bir meseledir. İlk kontrolsüz eylemimiz bence var oluşumuzdur. Artık evrende, toplumda bir yerimiz, statümüz vardır; yeni doğan.  Ve o günden bugüne değişen sadece hacmimiz değildir. Her yerde değişen bir statümüz vardır.  Evlat, kız çocuğu-erkek çocuğu, öğrenci-öğretmen, genç-yaşlı, evli-bekâr, kayınvalide-gelin, usta- çırak,  anne, komşu, hasta, yolcu, müşteri, üniversite mezunu, öğretmen, doktor...    Toplumdaki statüler bazı davranış kalıplarını temsil eder, haliyle o statü sahibinin o davranışları sergilemesi bekleni...

Normal

Resim
  K imi evrensel kimi kültürel bir sürü norm vardır hayatımızın içinde. Bunları çoğu zaman fark etmeyiz çünkü her yaşam modeli norm kılıfıyla örülü ve örtülüdür. Normlar davranışlarda gözlemlenir, yazılı kurallar değildir fakat gruptaki kişiler bunları bilir ve bu davranışı sergileyenler ile sergilemeyenler birbirinden toplum içinde ayrılır.  Bir şeyleri "normal" yapan ya da yapmayan işte bu normlardır. Peki daha küçük bir alanda normlara bakacak olursak, ne zaman normlara dönüşür ve bir normu temsil eder hale geliriz?   Hangi noktada, yaşam biçimimizin ya da kültürümüzün bu etkisi, bizim kişiliğimiz olur ya da öz benliğimize bu kılıfı giydirir? Mesela alışveriş merkezinin içinde elimizde karton kahve bardağı taşımak bir zamanlar tuhaf gelirken günümüzde normal bir hal almıştır ve dikkat çekmemektedir. Oysa turşu dolu bir bardak taşımak dikkat çeker ve kişiler kahve bardağına baktığından daha uzun süre turşu bardağına bakar. Evet artık görmek değil bakmaktır bu ba...

Ne İstiyoruz

Resim
  N e istiyoruz hakikaten? Zaman zaman, beklentilerimiz mi yüksek mükemmeliyetçi mi davranıyoruz diye öz eleştiri yaparken buluruz kendimizi. Bu noktada, diğer insanlar hayatlarından memnunken kendimizin hayatı sorgulama nedenini merak ediyoruz. Diğerlerinin elindekiyle yetindiğini düşünüp bizim elimizdekinin bizi tatmin etmeyen bir şey olduğunu düşünürüz. Peki o zaman tatmin edecek şey ne olabilir?   Lüks evler, lüks arabalar, yeni bir telefon almak ya da alışveriş yapmak, "ideal bir meslek" sahibi olmak gibi zırvalardan bahsetmediğimi biliyorsunuz. Bu o kadar sığ ve somut bir mesele değil. Bu yüzdendir meselenin ya ruhani bir anlayışla ya da sahip olduğumuz perspektifle ilgili olduğunu düşünmem. Mesele perspektif ise elimizdekiyle yetinmek yerine elimizdekiyle ilgilenmek mi tatmin eder, ilgilenmeye değecek bir eldeki oluşturmak mı? Değiştirirken seçimi nasıl yapmalıyız  ya da değişimin tatmin edeceğini hangi noktada anlarız?   Mükemmeli kovalıyork...