Normal
Kimi evrensel kimi kültürel bir sürü norm vardır hayatımızın içinde. Bunları çoğu zaman fark etmeyiz çünkü her yaşam modeli norm kılıfıyla örülü ve örtülüdür. Normlar davranışlarda gözlemlenir, yazılı kurallar değildir fakat gruptaki kişiler bunları bilir ve bu davranışı sergileyenler ile sergilemeyenler birbirinden toplum içinde ayrılır. Bir şeyleri "normal" yapan ya da yapmayan işte bu normlardır. Peki daha küçük bir alanda normlara bakacak olursak, ne zaman normlara dönüşür ve bir normu temsil eder hale geliriz?
Hangi noktada, yaşam biçimimizin ya da kültürümüzün bu etkisi, bizim kişiliğimiz olur ya da öz benliğimize bu kılıfı giydirir? Mesela alışveriş merkezinin içinde elimizde karton kahve bardağı taşımak bir zamanlar tuhaf gelirken günümüzde normal bir hal almıştır ve dikkat çekmemektedir. Oysa turşu dolu bir bardak taşımak dikkat çeker ve kişiler kahve bardağına baktığından daha uzun süre turşu bardağına bakar. Evet artık görmek değil bakmaktır bu bahsettiğim. Belki şu an normalleştirilmek istenen türde bir şey olmadığından, haliyle de sık rastlanılmadığındandır. Çünkü bir şeyi normalleştirmek için bu davranışı sergileyen bir kitle oluşturmak, tekrar ettirerek topluma benimsetmek gerekir. Peki biz bir kitlenin sergilediği davranışı nasıl benimseriz de bunu toplum olarak normalleştiririz? Normlar hayatımıza biz fark etmeden işler. Fakat tehlike, sadece bu şekilde bizi örmeleri, onlara maruz kalıp yaşamımıza dahil etmemiz değildir. Bu davranışların toplumsal sonucu ve bireylerin de toplumda olma ihtiyaçları vardır. Çünkü başta da değindiğim gibi bir norma uyan ve uyanmayan kişilerin toplum içindeki konumları farklıdır. İşte bahsedeceğim tehlike tam da burada başlar.
Böyle işleyen bir düzen içinde, hangi noktada çok sık rastlamadığımız için bazı şeyleri yapamaz hale geliriz, ne zaman toplumda olmak istediğimiz konum için sık rastlanan o davranışı sergilemeye başlarız, bir yere bir gruba ait olmak, birileri gibi olmak, birilerinin takdirini almak istemek bizleri ne kadar biçimlendiriyor olabilir?
Bu davranış modelleri bizleri; belli bir tip okuyan, giyinen, yiyen, oturan, beslenen, konuşan, spor yapan, çalışan, yaşayan kişilere, robotlara, tek tip gençlere, tek tip öğrencilere, tek tip "kadınlara", tek tip yaşamlara çevirir. Kendimiz olmayı, kendimizin olmayı unutturur, bizleri birilerin, bir fikrin, bir modelin, bir eşyanın yapar. Ya bizi biz yapan kar taneleri gibi biricik oluşumuz, çeşitliliğimiz, benzerliklerimiz kadar farklılıklarımızsa? Ya bizi biz yapan yeri geldiğinde içimizden geldiği gibi davranmak, kendi kişiliğimizin özellikleriyle, özgün fikirlerimizle yaşamaksa? Bizler buna kılıf giydirerek yok ederek var olduğumuz kişiye, ruhumuza ne yapıyoruz? Sahi normal bu mudur ?
Belki de bugün, Michel Foucault'un da dediği gibi kim olduğumuzu keşfetme değil, olduğumuz kişiyi reddetme zamanıdır.
Öncelikle çok teşekkür ederim böyle bir yazı yazdığın için. Farkında olmadığımız ve dayatılan baskıları açığa çıkararak anlatmışsın. Bu yazıyı okuyan insanların farkındalık yaratacak şekilde davranış sergilemesi dileği ile.
YanıtlaSilBen teşekkür ederim vakit ayırdığınız ve dileğiniz için...
Sil👍
YanıtlaSilTebrik ediyorum.
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
Silharika
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim.
Sil