Normal 2
Bir şeyi var etmek onu ifade etmekle başlar.
İfade etmenin ise birçok yolu vardır. Kimi zaman sözcükler, sesler, mimikler
yapar bunu. Ama bazen bu, bu kadar basit değildir. Hatta ifadelerin ifade edilişlerinin
bazen hiç karşılığı yoktur. Bir şeyi var etmek isterken hiç var olmamış gibi
olurlar.
Kendi varlığımızı ifade ederken hangi yollara
başvurduğumuz bir mesele iken, toplumda var olmak da başka bir meseledir. İlk
kontrolsüz eylemimiz bence var oluşumuzdur. Artık evrende, toplumda bir yerimiz, statümüz vardır; yeni doğan. Ve o günden bugüne değişen sadece hacmimiz değildir. Her yerde değişen bir statümüz vardır. Evlat, kız çocuğu-erkek çocuğu, öğrenci-öğretmen,
genç-yaşlı, evli-bekâr, kayınvalide-gelin, usta-çırak, anne, komşu, hasta, yolcu, müşteri,
üniversite mezunu, öğretmen, doktor...
Toplumdaki statüler bazı davranış kalıplarını
temsil eder, haliyle o statü sahibinin o davranışları sergilemesi beklenir, ehh
sadece beklenmez. Toplum her zaman yaptırım gücüne sahiptir. O davranışları sergileyen ve sergilemeyen kişiler toplumda
iki ayrı kategoridedir. Kategorilerin hangisinde yer aldığınız toplumun size
yaklaşımını belirler. Ait olduğunuz statünün davranış modelini eğer sergiliyorsanız topluma ait
olmanız, toplumda var olmanız daha kolay olacaktır. Her zaman desteklenecek,
övülecek, motive edilecek ve sürdürmeniz istenecektir. Eğer statünüzün gerektirdiği
davranışların birazcık bile dışına çıkıyorsanız toplumda yer almanız, toplumda
var olmanız, herkesi memnun etmeyecektir. Yadırganabilir, dışlanabilir ve ait
hissetmeyebilirsiniz. Toplum, sizi
ilk kategoriye giren, size atadığı statüyü yaşayan kişi olmanız için
tüm kozlarını oynayacaktır. Fakat bugün düşüneceğimiz mesele sadece bu
değil.
Toplumun doğduğumuz andan ölene kadar bize nasıl
yaşamamızı söylemesi hem yol gösterici hem de yönlendirici olması yönüyle
dikkat edilmesi gereken bir meseledir. Karanlık ormana girmemek ve kadınların
evde oturup kamu alanına karışmamasını istemek buna örnek verilebilir. Peki
bu roller ne zaman ve nasıl bizim biz oluşumuzu etkiler, ne zaman o kişi
olabilmek uğruna kendi ruhumuza bedenimize duvarlar öreriz?
Belki de kendimizi tanımlarken, ifade ederken
ifade ettiğimiz kişi kendimiz değilizdir. Olmak istediğimiz kişi belki de
kendimizin olmak istediği kişi değildir.
Sahi biz kimiz?
Korkaklık kötü şey diyenler, bazen cesaretin
kendisinin, korkmaktan korkmak olduğunu bilmeyenlerdir. Biz çok korkalım, kendimiz
olamamaktan, başkalarını kendi olmaya çalışırken yargılamaktan, kendi
hayallerimiz zannederken başkalarının hayallerini gerçekleştirmekten, en çok
da hayal kuramaz hale gelmekten.
*Önerilen kaynak: Mary Douglas “Saflık ve Tehlike”

Çok güzel yazmışsın..
YanıtlaSilEllerine sağlik canim
YanıtlaSilTeşekkür ederim
Sil