Anlamak/Anlatmak


İnsanların sosyal canlılar olmasının birçok sebebi vardır. Sosyal yaşamanın, doğumdan ölüme kadar geçen zamanın her döneminde nasıl etkili, gerekli ve geliştirici olduğu anlatılır. Duygu ve düşüncelerimizi kavramsallaştırmaya başlamamız tartışmasız bu işi kolaylaştırmıştır. Aklımızdan geçen düşüncelere bir takım kavramların karşılık gelmesi diğer bireylerle olan iletişimimizi var eden kilit bir noktadır. Ama bu, bu kadar basit işlememektedir. Genlerimiz ile doğduğumuz andan itibaren içinde olduğumuz çevre ve kültürel yaşantımız birleştiğinde, benzerlikler kadar farklılıkları olan biricik canlılara dönüşüyoruz. 
Ama kafamı kurcalayan mesele bu biricikliğin biraz ötesinde sayılır. Psikologların, karşısındaki kişiyi anlama çabalarında 'aslında kimseyi tam olarak anlayamıyoruz' dediği meseleden bahsediyorum.
Kendi dünyamızda neler olduğunu mimik, ses ve kavramlarla ifade ediyoruz. Fakat bazen duygu ve düşünceleri kavramsallaştıramadığımız anlar olur. Aklımızda küçük bir ışık yanar ama kelimelerle ya tam olarak ya da hiç ifade edilemez. Üstelik mesele bu kadar da değil. Biz duygu ve düşüncelere en yakın karşılık gelen kavramları kullanıyoruz ama dünyamızdaki aynı duygu ve düşünceler hep aynı değildir. Ve aynı kavramlarla ifade etmesi zordur. Mesela sevmek, huzurlu olmak, mutlu olmak, acı çekmek, öfkelenmek gibi duygular herkesin hissettiği veya hissettiği şeylere karşılık geldiğini düşünüp kullandığı kavramlardır. Ama bu duyguları bazen farklı derecelerde hissederiz. Bu kavramları yine kullanır önlerine az ya da çok kavramını ekleriz. Mesela herkesin acı eşiği farklıyken çok acı ne kadar acı demektir? Bu yüzden duygu ve düşünceleri ifade ederken betimlemeye başvururuz. Demişler ya, eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar diye, ben de diyorum ki her eşekten düşen bir mi olur?
Bilgi sadece bilinç yüzeyinde değildir. Bazen öyle bir rüya görürüz ki çok yoğun duygular hissederiz. Ne olduğunu, ne gördüğümüzü, nerede olduğumuzu çok iyi biliyoruzdur ama bunu ikinci bir kişiye anlatmak dünyanın en zor işidir. O duygu ve düşünceleri anlatmak ne kadar denesek de yetersiz gibi gelir. Karşımızdaki kişinin rüyamızı, duygularımızı anlaması için o an onun da bunu tecrübe etmesi gerektiğine inanırız. Ki kendimizin dahi bunu belki tekrar tecrübe edemeyecek olmasının gizemi de vardır bu olayda.
İşte bu yüzdendir, insanların karşılarındaki kişinin ifadelerini, kendilerindeki bir düşünceye denk geldiği kadar anladıklarını düşünmem. Thomas Hobbes, bir insanın düşünceleri ve duygularının bir başka insanın düşünce ve duygularına benzerliği nedeniyle, o insanın benzer durumlarda diğer insanların  düşünce ve duygularını anlayabileceğini söylemiştir. Peki, farklı bir düşünce ve duyguyu ifade etmek bu denli zorken, bazen aynı duyguları farklı seviyelerde tecrübe ederken,  karşımızdaki kişi anlattığımız şeyi kendisindeki bilgi ve tecrübe kadar anlıyorsa, karşımızdaki kişide aslında bahsetmeye çalıştığımız şeyin karşılığı ya yoksa? 
Birbirimizi anladığımızı düşündüğümüz kadar anlıyor muyuz?
Belki de bazen birbirimizi anlayamayacak kadar biricik dünyalarda geziniyoruzdur.



Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR YOL

Normal

Ne İstiyoruz